Total Downloads : 873528
- Birinci Sınıf Dökümanları
- Soru Bankası
- Etkinlikler ve Günlük Ödevler
- Proje ve Performans ödevleri
- Ders Notları
- Toplantı Tutanakları
- Planlar
- Toplam Kalite Yönetimi
- Çocuk Şarkıları (Müzik,Mp3)
- Her Türden Formlar
- Rehberlik Dökümanları
- Deneyler
- Tiyatro Efektleri
- Tiyatro Metinleri
- DiÄŸer Dosyalar
- Kitaplar (Türkçe-İngilizce)
- Öğrenci Kantini
- Belirli Gün ve Haftalar
- Diğer Her Türden Dökümanlar
- Özel Dosyalar (Rapid)








![]() | Bugün | 409 |
![]() | Dün | 1108 |
![]() | Bu Hafta | 6544 |
![]() | Geçen Hafta | 3778 |
![]() | Bu Ay | 4434 |
![]() | Geçen Ay | 27159 |
![]() | Tüm Zamanlar | 8810791 |
IP Numaranız: 38.107.191.93
,
Bugün: 05.Eyl.2010
Ders Anlatımları
Vitaminler
Vitaminler Vitaminler, bazı yiyeceklerde bulunan, çoÄŸu vücudumuzda üretilmeyen. V...
Milli Edebiyat
Milli Edebiyat;yirminci yüzyıl Türk Edebiyatı'nın 1908&...
Osmanlıda Islahat Hareketleri
17. YÜZYIL (DURAKLAMA DÖNEMİ) ISLAHATLARI Bu dönemde yapılan ıslahatların amacı...
Durgun Elektrik
DURGUN ELEKTRİK Durgun elektrik üzerindeki...
Platon ve Aristoteles
PLATON ve ARİSTOTELES Aristo ve Platon, insanoÄŸlu için deÄŸerli bir yaÅŸamın sadece bir cemiyet...
Yunus Emre
YUNUS EMRE'NİN HAYATI Yunus Emre Anadolu'da tasavvuf akımının ve Türkçe ÅŸiirin...
AIDS
a)AİDS Hastalığın ortaya çıkmasında dünya bilim topluluÄ...
-
Vitaminler
Salı, 29 Temmuz 2008 15:48 -
Milli Edebiyat
PerÅŸembe, 31 Temmuz 2008 15:09 -
Osmanlıda Islahat Hareketleri
Salı, 29 Temmuz 2008 16:34 -
Durgun Elektrik
PerÅŸembe, 31 Temmuz 2008 15:26 -
Platon ve Aristoteles
Salı, 29 Temmuz 2008 17:09 -
Yunus Emre
PerÅŸembe, 31 Temmuz 2008 15:05 -
AIDS
Salı, 29 Temmuz 2008 17:03
| Notlar-Ödevler |
İkinci MeÅŸrutiyet'ten (1908) sonra Ziya Gökalp ve Ömer Seyfettin'in öncülüÄŸünde filizlenen Yeni lisan ve Milli edebiyat akımını benimseyerek, ÅŸiirlerini here vezniyle de yazmış beÅŸ ÅŸairin genel adı.BeÅŸ Hececiler (veya: Hecenin BeÅŸ Åžairi) doÄŸum yılları sırasıyla Orhan Seyfi Orhon (1890), Enis Behiç Koryürek (1891), Halit Fahri Ozansoy (1891), Yusuf Ziya Ortaç (1895) ve Faruk Naliz Çam1ıbel (1898)'dir. Bu sayının Ziya Gökalp, Mehmet Emin Yurdakul; İbrahim Alaettin Gövsa, Åžükufe Nihal ve Halide Nusret Zorlutuna'nın da eklenmesiyle on'a çıkarıldığı da olur.
Sayılarını çoÄŸaltalım çoÄŸaltmayalım, Hececiler adlandırmasının, XX. yüzyılın ilk yirmi beÅŸ yılı ÅŸiirimizde hece veznini kullanan bütün ÅŸairleri deÄŸil de, bir süre, bir arada, milli bir dil ve edebiyat davasını benimsemiÅŸ beÅŸ ÅŸaire alem olduÄŸu unutulmamalıdır. Yoksa, Servetifünun ÅŸiirinin aruzu karşısına hece, ÅŸuurlu olarak, çok daha önce çıkarılmış (Mehmed Emin Yurdakul, Türkçe ÅŸiirler, 1899), daha sonra da Mütareke yıllarında Ali Mümtaz Arolat, Ahmet Kutsi Tecer, Ahmet Hamdi Tanpınar, Necip Fazıl Kısakürek ve baÅŸka ÅŸairler sadece heceyi kullanmışlardır.


BeÅŸ Hececiler ÅŸairliÄŸe Balkan Savaşı yıllarında, üslup bakımından da Servetifünuncular'ın etkisinde aruzla baÅŸlamış, bu alanda ilk ÅŸiirler! Hıyaban (Orhan Seyfi, 1910), Rübab (Halit Fahri, 1912), Åžehbal (Enis Behiç, 1912), Peylim-ı edebi (Faruk Nafiz, 1913) ve KehkeÅŸan (Yusuf Ziya, 1914) dergilerinde çıkmıştı. On sekiz yirmi yaÅŸlarında bu beÅŸ genci hece ile yazmaya teÅŸvik edenler, Milli edebiyat davasını henüz Selanik'te bulundukları yıllarda (Genç kalemler dergisi, 1911) baÅŸlatan Ziya Gökalp ile Ömer Seyfettin oldu: 1914 Mart'ında İstanbul'da, zamanla bir ilim ve edebiyat akademisi haline getirilmek gayesiyle bir Bilgi DerneÄŸi kurulmuÅŸtu. Balkan Savaşı'nda (1912) İstanbul'a gelen Ziya Göka1p de bu dernekte çalışıyordu. BeÅŸ Hececiler'den Yusuf Ziya, Enis Behiç'le Bilgi DerneÄŸi'nde, Ziya Gökalp'ın verdiÄŸi bir konferansta tanıştı :Ziya Gökalp'ın hece vezni ve İstanbul lehçesi konferansını beraber dinledik, beraber inandık ve Dernek'ten beraber çıktık. İlk adımda iki eski dosttuk onunla... İki hafta sonra Enis, Bilgi DerneÄŸi'ne, elinde ilk here ÅŸiiriyle geldi. Bu, dört dörtlük orijinal bir manzumeydi. Adı: Hodmin (Yusuf Ziya ORTAÇ, Portreler, 1960 s. 129-132). Hece ile ilk ÅŸiirinin nasıl yazıldığı üzerine Enis Behiç’in 26 Ekim 1934’te verdiÄŸi bilgiler, Yusuf Ziya Ortaç’ın söylediklerinden biraz farklı ise de, esas bakımından hemen hemen aynıdır. Buna göre Balkan Savaşı sırasında Edirne’nin düÅŸmandan geri alınması üzerine ey meriç ÅŸiirini yazan Enis Behiç, bu ÅŸiiri haftalık halka doÄŸru gazetesinde bastırmak istemiÅŸ, gittiÄŸi gazete idarehanesinde Ziya Gökalp’le tanışmıştır. Enis Behiç, heceyle ilk ÅŸiiri Hodbini, Ziya Gökalp’in bu ilk karşılaÅŸmalarında kendisine yaptığı karşılaÅŸmalar ve telkinler üzerine yazdı, çok beÄŸenildi. Bunun üzerine artık hep hece vezninde, hep temiz konuÅŸma Türkçe’siyle ÅŸiirlerim, birbiri ardınca doÄŸru. Ve böylece, iÅŸte bu güne deÄŸin, 22 yıldır hep o yolda, Gökalp’in bana gösterdiÄŸi yolda yürüyerek, iyi kötü, az-çok, bu günkü gençlerin hep bildikleri ÅŸiirlerimi yazdım. Demek oluyor ki, benim ÅŸairliÄŸimde Gökalp’in irÅŸadının büyük tesiri olmuÅŸtur. Ömer Seyfettin Balkan Savaşında tekrar ayrıldığı orduya dönmüÅŸ Yanya kuÅŸatmasında Yunanlılara esir düÅŸüp bir yıl sonra da İstanbul’a gelince de (1913) askerliÄŸi bu defa temenni bırakarak, KabataÅŸ Erkek Lisesine edebiyat öÄŸretmeni olmuÅŸtu. Ömer Seyfettin’in İstanbul’a yerleÅŸmesi, öÄŸretmenlikleri dolayısıyla, önce Halit Fahri Ozansoy’la tanışmasına, sonra baÅŸka gençlerle de tanıştıkça Selanik ve Rumeli yıllarından gelme dil ve edebiyat görüÅŸlerini çevresine yayılmasına zemin hazırladı. Halit Fahri Ozansoy'un hatıralarından öÄŸrendiÄŸimize göre (Edebiyatçı!ar geçiyor, 1967, sf. 305 v.d.) güzel bir bahar günü Ömer Seyfettin, Orhan Seyfi ve Halit Fahri, Gülhane Parkı'nda edebiyattan konuÅŸurlarken Ömer Seyfettin, onlardan ÅŸiirde konuÅŸma dilinin sadeliÄŸine ve Hece veznine dönmelerini istedi. "Çünkü biz henüz, ÅŸiirde ne aruza veda etmiÅŸ, ne de tam manasıyla açık ve sade Türkçe'nin kaynağından su içmiÅŸtik diyor Halit Fahri. Ben Rübab mecmuasında Mabed-i esrar’lar yazıyordum, Seyfi de aruzdaki en güzel eserlerinden biri olan Fırtına ve kar'ıyeni yazmış bulunuyordu.Nihad Sami Banarlı, Fırtına ve Kar'ın 1916 da yazıldığını belirtiyor (Orhan Seyfi Orhon'dan Åžiirler, 1970, sf. XVII), buna göre parktaki o görüÅŸme, 1916 yılında veya o tarihten biraz önce yapılmış olmalıdır. Orhan Seyfi'nin, Nihad Sami Banarlı'nın deyiÅŸiyle bu sefer hem Türkçe'nin, hem de hecenin bir zaferi olan ikinci ÅŸiir kitabı Peri kızı ile çoban hikayesi 1919 da basıldı.Ziya Gökalp, Ömer Seyfettin, Mehmed Fuad Köprülü tarafından çıkarılan, haftalık Yeni mecmua'nın ilk döneminde (sayı 1 - 66, Temmuz 1917 - Ekim 1918) BeÅŸ Hececiler'den yalnız Orhan Seyfi ile Halit Fahri'nin ÅŸiirleri görülüyor. Faruk Nafiz'in onlara katılması, derginin 34. sayısından (7 Mart 1918) baÅŸlar.Yeni mecmua, hükümet Mondros Mütarekesi'nin hazırlığında iken, yayımına 66. sayıda (Ekim 1918) uzun bir süre için ara verince, Yusuf Ziya Ortaç, Åžair (15 sayı, 12 Aralık 1918 - 20 Mart 1919) ve Halit Fahri Ozansoy Nedim (18 sayı, Ocak - Mayıs 1919) dergilerini çıkardılar. Üç beÅŸ ay dolmadan da İzmir'in Yunanlılar tarafından iÅŸgali üzerine büsbütün dağılan edebiyat okuyucularının eksilmesi üzerine» kapattılar.Ülkü birliÄŸi açısından BeÅŸ Hececiler arasında birtakım bölünmeler, tutarsızlıklar; daha o tarihlerde görülmeye baÅŸlamıştı. Åžair dergisinin 8. sayısında (30 Ocak 1919). Aruz'dan heceye, heceden aruza baÅŸlıklı .hafta Musahabesi’nde Yusuf Ziya Ortaç, durumu ÅŸöyle açıklıyor: Halit Fahri Bey, birkaç ay evvel, heceye yeni biat ettiÄŸi zaman, bütün mühtedilere has bir hararetle bu vezni müdafaa için nasıl makaleler yazdıysa, bugün de heceden aruza tekrar ihtida etmesi üzerine, yine aynı ÅŸiddetle eski vezni müdafaa ediyor...Vezinden vezne bir adımda geçilemez. Yoksa Halit Fahri Bey gibi fırka siyasetlerine kapılarak, bir sene evvel Yeni mecmua müdürü Talat Bey'in hece veznine biat ettikten sonra, aradan kısa bir zaman geçince tekrar zamanın tahavvülatına uyarak, Sabah gazetesi sermuharriri Ali Kemal Bey'in aruz veznine dönmekle hiç bir ÅŸey yapılamaz... Yusuf Ziya Ortaç'ın bu sert çıkışmalarına sebep olan, Halit Fahri Ozansoy'un ilk yazısı, Åžiire karışmayın! baÅŸlığı altında ve Münekkitler piÅŸdarı Ömer Seyfettin Bey'e bir mektup olarak, Nedim'de çıkmış (sayı 2, 23 Ocak 1919), gene o dergide peÅŸ peÅŸe Halit Fahri Ozansoy'un, Faruk Nafiz Çamlıbel'in v,b. aruz ÅŸiirleri yayımlanmıştı. Bu durumda, çıktıkları müddetçe Åžair'de Yusuf Ziya hecenin, Nedim'de ise Halit Fahri aruzun savunmasını yaptılar.
Gene aynı yılda, keza haftalık, Büyük mecmua çıkmaya baÅŸlamıştı (ilk sayı: 6 Mart 1919), Nedim dergisine aruz ÅŸiirleri veren Faruk Nafiz, Büyük mecmua'ya hece ÅŸiirleri yazıyor, Yusuf Ziya ise Büyük mecmua'da hece ÅŸairliÄŸinde sebat ediyordu. Yusuf Ziya ile Faruk Nafiz'e, 7. sayıdan baÅŸlayarak hece ÅŸiirleriyle Orhan Seyfi'nin de katılması, Büyük mecmua'da hece ÅŸiiri davasının yeniden kuvvetleneceÄŸi fikrini uyandırmıştı. Ne var ki, Büyük mecmua, 1920 baÅŸlarında (galiba 18. sayıda) kapandı. BeÅŸ Hececiler'den üçü (Halit Fahri, Orhan Seyfi, Faruk Nafiz) bu defa Yarın dergisine (19211922) ÅŸiirler verdiler. Çıkışı 1923 - 1928 arası Milli mecmua'da ise, BeÅŸ Hececiler'i izleyen yeni Hececiler (Halide Nusret, Necmeddin Halil, Ahmet Kutsi, Neeip Fazıl, Ömer Bedreddin, Ali Mümtaz v.b.) yer aldılar. BeÅŸ Hececiler'den yalnız Faruk Nafiz, Mitli mecmua'da birkaç aruz ÅŸiiriyle göründü.Cumhuriyet döneminin çoÄŸalan dergileri arasında (Hayat, GüneÅŸ, Aydabir, Çınaraltı, Varlık v.b.) BeÅŸ Hececiler zaman zaman dağıldılar, ara sıra birleÅŸtiler. Ama gerek ayrıyken, gerekse bir dergide birleÅŸtiklerinde aruz-hece farkı gözetmeksizin her iki vezinde de yazdılar.Bir zamanlar Milli edebiyat, Milli vezin, Milli dil davası çevresinde birleÅŸmiÅŸ bu ,ÅŸairler, heceye bütün sanat hayatları boyunca baÄŸlanmadılarsa da, ona, kullandıkları dille daha ahenkli, daha kıvrak bir biçim verdiler. Hece ÅŸiiri, vezinle büyumedi, dille güzelleÅŸti. Mehmed Yurdakul'daki kuruluktan, donulduktan kurtularak tabii, lirik, etkili, zarif görünüÅŸlere büründü. İşlenen konuya göre heybetli-gür bir ses, kıvrak-esnek, ince bir güzellik kazandı.Ömer Seyfettin, Genç Kalemler'in ilk sayısındaki, imzasız Yeni lisan makalesinde (1911), Serveti fünuncular'ın konuÅŸma diliyle yazı dilini, yani tabii dil ile suni dili birleÅŸtirmek yerine, kilometrelerce birbirlerinden ayırdıklarını söylemiÅŸ, onların öyle mısralarına, öyle cümlelerine tesadüf olunur ki, içinde hiç Türkçe yoktur» demiÅŸti. Eski lisanın fenalıklarından hiç birini deÄŸiÅŸtirmemiÅŸler; yalnız naatleri, kasideleri, terkib ve terei-i bendleri, muhammesleri, murabbaları, gazelleri, kıtaları bırakıp, yerine sahte sone'lerden müteÅŸekkil, tatsız ve eskilerden daha manasız, çalma bir salon edebiyatı vücuda getirmiÅŸlerdir... demiÅŸti.Ömer Seyrettin, gerçi, yeni bir düzeni kabul ettirmek isteyen her dava adamı gibi, Servetifünun ÅŸairlerine karşı enikonu haksız konuÅŸuyor, onların getirdikleri yenilikleri toptan bilmezden geliyordu; fakat gene de, Ali Canib Yöntem'in de belirttiÄŸi gibi (Hecenin BeÅŸ Åžairi, ' 1956, sf. 9) .konuÅŸulan güzel Türkçe'yi' yazı diline geçirerek yeni ve büyük davayı kazanan ve kazandıranlar, Ömer Seyfettin'in hikayeleri yanı sıra, ÅŸiirleriyle BeÅŸ Hececiler oldular. Muhakkak bu kazanılan dava o kadar büyüktür ki, yazı dilini konuÅŸma dilinden ayrı tutan yapı, bu sayede tamamen demode olmuÅŸ, ÅŸiir dünyamız da yeni bir zevk meydana çıkmıştır.Ali Canib Yöntem'in iÅŸaret ettiÄŸi bu yeni zevk ile BeÅŸ Hececiler, ferdi duyarlıkları, eski korsan hikayelerini, yurt köÅŸelerini, Anadolu gerçeklerini ÅŸiire geçirdiler; yerli-milli bir sanat ve tarih motifleri, yaÅŸanan hayat dilimleriyle örülü bir memleket edebiyatı yaratmaya da Yöneldiler.BeÅŸ Hececiler, çoÄŸunlukla, hecenin on birli, on dörtlü kalıplarını kullandılar. Hece'nin bazı duraklarında deÄŸiÅŸiklik yaptıkları, on bir heceli vezni 7+4 olarak da böldükleri ve Servetifünuncular'ın bir tek manzumede türlü arılı kalıplarını kullanmak usulünü hece kalıplarına uyguladıkları da oldu (Enis Behiç); hece ile serbest müstezatlar da denediler (Halit Fahri). Mısra kümelendirmelerinde dörtlük esasına baÄŸlı kalmadılar, yeni yeni biçimler aradılar; bir olay, bir hikaye anlatabilmek için beyit beyit kafiyeli, uzun ÅŸiirler de yazdılar. (Faruk Nafiz: Han Duvarları vb.). Nesir cümlesini ÅŸiire aktardılar: daha önce Tevfik Fikret’te görülen Nazmın Nesre benzemesi, nesirdeki söz diziminin ÅŸiirlerde de görülmesi, beÅŸ hececilerde çok rastlanılan bir özelliktir: cümlelerin yarım bırakıldığı, birkaç mısra devam ettiÄŸi, mısra ortasında sona erdiÄŸi oldu. Hece ÅŸiirlerini akından akına (Yusuf Ziya, 1916), dinle neyden (Faruk Nafiz 1919), bulutlara yakın (Halit Fahri 1920), Gönülden sesler (Orhan Seyfi 1922), Miras (Ensi Behiç 1927), gibi kitaplarda toplamış BeÅŸ Hececiler, bu vezni tiyatro eserlerinde de kullandılar 1934 tarihli kanunla aldıkları soyadlarını bile, böyle bir milli ÅŸevk ve inancın dolaylı ifadelerinden biri diye düÅŸünebiliriz.| Sonraki > |
|---|
Bilginiz Olsun
| Trojan (Truva atı); iki kısımdan oluşan ve bilgisayarları uzaktan kumanda etme amacıyla yazılmış programlardır. Bu program sayesinde windows kullanmaya yeni başlayan bir insan bile |
| Devamını oku... |








