Döküman istatistikleri
Documents : 2900
Total Downloads : 873528
Total Downloads : 873528
DOSYA İNDİR
- Birinci Sınıf Dökümanları
- Soru Bankası
- Etkinlikler ve Günlük Ödevler
- Proje ve Performans ödevleri
- Ders Notları
- Toplantı Tutanakları
- Planlar
- Toplam Kalite Yönetimi
- Çocuk Şarkıları (Müzik,Mp3)
- Her Türden Formlar
- Rehberlik Dökümanları
- Deneyler
- Tiyatro Efektleri
- Tiyatro Metinleri
- DiÄŸer Dosyalar
- Kitaplar (Türkçe-İngilizce)
- Öğrenci Kantini
- Belirli Gün ve Haftalar
- Diğer Her Türden Dökümanlar
- Özel Dosyalar (Rapid)
Site istatistikleri








![]() | Bugün | 431 |
![]() | Dün | 1108 |
![]() | Bu Hafta | 6566 |
![]() | Geçen Hafta | 3778 |
![]() | Bu Ay | 4456 |
![]() | Geçen Ay | 27159 |
![]() | Tüm Zamanlar | 8810813 |
Sitede Bulunanlar: 26
IP Numaranız: 38.107.191.91
,
Bugün: 05.Eyl.2010
IP Numaranız: 38.107.191.91
,
Bugün: 05.Eyl.2010
Kullanıcı Girişi
Ders Anlatımları
BeÅŸ Hececiler
İkinci MeÅŸrutiyet'ten (1908) sonra Ziya Gökalp ve Ömer Seyfettin'in öncü...
Milli Edebiyat
Milli Edebiyat;yirminci yüzyıl Türk Edebiyatı'nın 1908&...
Osmanlıda Islahat Hareketleri
17. YÜZYIL (DURAKLAMA DÖNEMİ) ISLAHATLARI Bu dönemde yapılan ıslahatların amacı...
AIDS
a)AİDS Hastalığın ortaya çıkmasında dünya bilim topluluÄ...
Ağız ve diş sağlığı
AÄžIZ VE DİŞ SAÄžLIÄžIDiÅŸ ve diÅŸ eti hastalıkları ülkemizde ve dünyada en önemli saÄŸlık...
İnsan hakları
1) İnsan haklarının korunmaması ile ortaya çıkan sorunlar nelerdir? * Toplumda...
Bakteriler
BOYUTLARI VE BULUNDUKLARI YERLER Bakteriler mikron cinsinden ölçülür....
-
BeÅŸ Hececiler
PerÅŸembe, 31 Temmuz 2008 15:24 -
Milli Edebiyat
PerÅŸembe, 31 Temmuz 2008 15:09 -
Osmanlıda Islahat Hareketleri
Salı, 29 Temmuz 2008 16:34 -
AIDS
Salı, 29 Temmuz 2008 17:03 -
Ağız ve diş sağlığı
Salı, 29 Temmuz 2008 16:58 -
İnsan hakları
PerÅŸembe, 31 Temmuz 2008 15:00 -
Bakteriler
PerÅŸembe, 31 Temmuz 2008 14:53
| Notlar-Ödevler |
Hastalığın ortaya çıkmasında dünya bilim topluluÄŸunun ocak 1983’te hastalığa yol açan LAV virüsünün (sonradan bu virüsün adı HİV olarak deÄŸiÅŸtirildi) bulunduÄŸunu onaylamasına kadar dört yıl geçmiÅŸtir. İlk AİDS vakalarının ortaya çıkmasından yirmi yıl sonra, tıbbın salgın karşısındaki tavrı, hastayı ön plana alan köklü bir deÄŸiÅŸim geçirmiÅŸtir. Bugün mucize bir ilacın hâlâ bulunmamış olması, hastalığın yayılmasını engelleme çabalarının koruyucu önlemlerde yoÄŸunlaÅŸmasına neden olmaktadır.
İlk AİDS vakaları 1979’da ABD’de Kaliforniya’da ve New York’ta kaydedildi: hastalar hep eÅŸcinseller ve gençlerdi. Bu ilk gözlem, hastalığın toplumsal algılanması üzerinde çok tehlikeli ve ağır bir etki yarattı. Ama çok geçmeden hastalık eÅŸcinsel olmayanlarda da bulundu, ama bu defa da eroinmanlar, hemofili hastaları ve kan nakli yapılanlar çoÄŸunluktaydı. Derken Haiti’de, sonra Afrika’nın ekvator yörelerinde de hastalığa rastlanıldı. 1981’de hastalık, AİDS harflerinden oluÅŸan bir simgeyle adlandırıldı (İng. Acquired Immune Deficiency Syndrome; Edinsel bağışıklık yetersizliÄŸi sendromu). 1984’te uluslararası bilim alemi, hastalık sebebinin o zamana kadar bilinmeyen bir virüs olduÄŸunu kabul etti. Amerikalı Prof. Gallo’nun ekibi HTLV 3 adını verdi; oysa aynı virüsü bir yıl önce Paris’teki Pasteur Entitüsü’nden Prof. Montagnier’in ekibi de bulmuÅŸ ve bu virüse LAV virüsü adını vermiÅŸtir. Tartışmayı tatlıya baÄŸlamak için virüse yeni bir ad verildi ve HİV (Human Immunodeficiency Virus; İnsandaki bağışıklık yetersizliÄŸi virüsü) denildi. 1986’da ikinci virüs (HİV 2) bulununca, ilk bulunana HİV 1 denildi. Bu ikinci sıfatı Batı Afrika kökenli hastalarda bulunmuÅŸtu, birincisi kadar bulaşıcı deÄŸildi ve bu nedenlede dinya çapında yaygınlaÅŸmamıştır. Virüsün keÅŸfi, bulaÅŸmadan birkaç hafta sonra virüslü insanlarında kanında ortaya çıkan HİV karşıtı antikorların araÅŸtırlıması için bir tekniÄŸin geliÅŸitirilmesini saÄŸladı. Virüsü taşıyanlar HİV için seropozitiftir. Test, hastalık bilinmeden çok önce seropozitifliÄŸi ortaya çıkabilmektedir. Virolojik görünüÅŸ HİV retrovirüs gurubundan çok küçük bir virüstür; baÅŸlıca özelliÄŸi genetik ÅŸifresinin RNA’lı olması –oysa bütün canlıların hücrelerinde ve öteki virüsler DNA’lıdır- ve tersindirici transkriptaz denen bir enzim taşımasıdır; bu enzim, virüsün RNA’sını virüslü hücrenin içinde DNA’ya çevirebilmektedir: Virüs genomunun hücre kromozomlarındai DNA’yla bütünleÅŸmesi için bu aÅŸama kaçınılmaz bir evredir. HİV’in içindeki RNA molekülü, onu saran protein ve protein yapısında bir kılıfla örtülüdür; bu lipit ve protein karışımı kılıf, virüsün hedef hücreye tutunlmasını saÄŸladığı gibi RNA’nın ve tersindirici transkriptazın da hücrelere girmesini saÄŸlar. Bundan dolayı tedavi edici bir aşının bulunabilmesi için bu proteinlerin inceden inceye bilinmesi ÅŸarttır. Ama sık sık meydana gelen mutasyonlara baÄŸlı olarak virüsün yapısındaki bazı kısımların çok deÄŸiÅŸken olması, aşı yapımı bakımından çok karışık sorular yaratmaktadır. Virüsün RNA’sı birçok genden oluÅŸur: bunların bazıları iç proteinlerini ÅŸifrelemeye (Gag genleri), bir kısmın virüsü eÅŸlenip çoÄŸalması için gerekli enzimleri kodlamaya (Pol genleri) , bir diÄŸer kısmı da dış proteinlerini ÅŸifrelemeye yarar (ENR genleri) . Nef ve tat genleri gibi bazı genler özellikle incelenmiÅŸtir. Nef geni, virüslü hücrelerin CD4 alıcılılarını yok edebilecek bir proteinin sentezlenmesini saÄŸlar ve hastalığın ilerlemesinde önemli rol oynar; tat geniyse virüs parçacıklarının sentezlenmesini hızlandırır. Memelilerin birçok türünde retrovirüs cinsinden virüs enfeksiyonları olabilir (sığır lökozu, kedi «AİDS» i, vb) ; buna karşılık hayvanl virüsleri insanlar için tehlikeli olmasına raÄŸmen, HİV virüsü hayvanlarda hiçbir hastalığa neden olmamaktadır. HIV özellikle savunma hücrelerine, yüzeydeki CD4 denen alıcı moleküllerin üzerine yapışır. Bunlar vücudun çeÅŸitli yerlerinde bulunan savunma hücreleridir: en baÅŸta bazı akvuyuvarlar (CD4+ veya T4 renfositleri, monositleri veya makrofajlar) ve bunlardan baÅŸka karaciÄŸer, dalakta, lenf düÄŸümlerinde, beyinde (glia hücreleri) , deri ve mukozada bulunan savunma hücreleri (langerhans hücreleri) . Virüs, hücreye yerleÅŸtiÄŸinde onun genomu hücrenin kromozomlarıyla birleÅŸip bütünleÅŸir. Bu taktirde iki olasılık söz konusudur: ya HİV eyleme geçmez, virüslü hücre çalışmaya devam eder; ya da virüs eyleme geçer ve hücrenin içinde çoÄŸalır, bunlar da gidip baÅŸka savunma hücrelerine yayılırlar her iki durumda da cinsel salgılarda ve kanda virüs bulunur, dolayısıyla baÅŸka insanlara bulaÅŸabilir: HİV, organizmanın dışında fiziksel ve kimyasal etkilerden zarar görür: 56°C’nin üstünde ısıyla, alkolle, çamaşır suyuyla ve deterjanların çoÄŸuyla tahrip olur: buna karşılık soÄŸuÄŸa ve mor ötesi ışınlara dayanıklıdır. HİV enfeksiyonunun fizyopatolojisi HİV’in AİDS’e yol açan mekanizmaları henüz iyi bilinmemektedir. Kandaki CD4+ lenfositlerinin sayısının gittikçe azaldığı görülmektedir ve hastalığın ilerlemekte olduÄŸunun en iyi göstergesi de halen budur (bu yüzden seropozitif olanlarda bu hücrenin miktarı düzenli olarak gözlenir) . Demek ki bu hücrelerin yalnız küçük bir miktarı virüse yakalanmaktadır. CD4+ lenfositlerinin ölümünü açıklamak için öne sürülen varsayımlardan biri, apoptoz kavramına dayanır; hücrenin davranışı programlı bir intihardır, program HİV enfeksiyonu yaratır: sonbaharda aÄŸçların yapraklarını kaybetmesi gibi organizma da kendi hücrelerini tahrip süreçleri yaratır, bu süreçler HİV’in katkısı ile bozulup etkinleÅŸtirilebilir. Retrovirüs enfeksiyonu sırasında virüs miktarı, virüs saldırısı kanda,özellikle lenf gangliyonlarında gittikçe artar. Henüz inceleme aÅŸamasında olan virüs saldırısı ölçme teknikleri, virüs ilaçlarının etkisini hızla deÄŸerlendirme imkanı saÄŸlayacaktır. BulaÅŸma Yolları Günlük çalışmalara esnasında HİV’in bulaÅŸma tehlikesi yoktur. Daha önce virüs almış bir kiÅŸinin bulunduÄŸu bir ailede yalnız onun eÅŸine bulaÅŸma tehlikesi vardır; alıncaka önlem temel saÄŸlık kurallarına uymaktır. Göz yaşında ve tükrükte virüs bulunsa bile (virüs tutuklayıcı bir madde vardır) , miktarı tehlike yaratacak kadar çok azdır. Ayrıca deri virüsü geçirmediÄŸinden, bir ara kuÅŸkulanılan sivrisinek ısırmasıyla HİV bulaÅŸmaz. Kan Yolu: En kestirme yoldur. BulaÅŸma olaylarının büyük çoÄŸunluÄŸu virüslü kan nakli veya seropozitif vericilerden gelen organların nakli yüzündendir. Bu çeÅŸit bulaÅŸmaya baÄŸlı riskler, kan veya organ verenlere sistemli olarak test uygulandığından bu yanı ortadan kalkmış gibidir. Yüzlerce veriden alınan kanların toplanıp, konsantre hale getirildikten sonra parça parça verildiÄŸi hemofili hastalarında bulaÅŸma riski çok yüksektir (%50) . Bugün bu konsantre parçalar ısıtılarak verilmektedir, onun için tehlikesizdir. Taze kan bulaşığı olan inelerin kazayla hemÅŸire veya doktorlara bulaÅŸma riski binde üç dolayındadır. Kamuya açık yerlerde kazara ineyle bulaÅŸma riski hemen hemen sıfırdır, çünkü açık havada virüs tahrip olur. Ama uyuÅŸturucu kullananlarda aynı şırınganının kullanılması Avrupa’nın güneyinde ve ABD’de hastalığın baÅŸlıca yayılma etmenlerinden biridir. Cinsel Yol: Seropozitif biriyle cinsel iliÅŸkide bulunmak mukozalar saÄŸlam olsa bile risk taşır: cinsel yollardaki bir enfeksiyon veya mukozalardaki bir travma, riski arttırır. Dölyolundan giriÅŸte seropozitif bir erkekten seronegatif bir kadına AİDS bulaÅŸma riski, seropozitif bir kadından seronegatif bir erkeÄŸe geçme riskinden daha yüksektir. Kadında adet dönemi en bulaşıcı dönemdir. Ters iliÅŸki riski üç kat arttırır. HİV taşıyan bulaÅŸtırdığı, zamanla deÄŸiÅŸkenlik gösterir, çünkü cinsel salgınlardaki virüs miktarı onun durumuna, yani uyur durumda olup olmamasına göre deÄŸiÅŸir. Bu demektir ki, bir virüs taşıyıcısı çok kısa bir zaman içerisinde iliÅŸkide bulunduÄŸu pek çok kiÅŸiye virüsü bulaÅŸtırabileceÄŸi gibi; tersine, eÅŸlerden biri seropozitif olduÄŸu halde ve aylarca, hatta yıllarca hiçbir koruyucu önlem almadan cinsel iliÅŸkisini sürdürdüÄŸü halde, eÅŸine mikrop bulaÅŸtırmayabilir de. HİV, frengi veya hepatit B mikrobuna göre daha az bulaşıcıdır. İstatistiklere göre oral iliÅŸkiler tam birleÅŸmelerle karşılaÅŸtırıldığından çok az risk taşır. ÖpüÅŸmeyle hiçbir bulaÅŸma olayına rastlanmamıştır; yani öpüÅŸme bu bakımdan tehlikesiz görünmektedir. Gebelik ve emzirme: Seropozitif bir kadının virüsü çaocuÄŸa bulaÅŸtırma riski %20 ile %50 arasındadır ve annede hastalık ileri bir evredeyse risk artar. BulaÅŸma, gebeliÄŸin son iki üç aylık döneminde olabilir. Sezeryan riski azaltmaz. DoÄŸum öncesi teÅŸhis mümkün deÄŸildir. Emzirmek kesinlikle tavsiye edilmez. AİDS: doÄŸal öyküsü ve klinik belirtileri BulaÅŸmayı izleyen haftalarda ateÅŸ, beze ÅŸiÅŸmesi, deri döküntüsü, sinir ve sindirim bozukluÄŸu gibi belirtiler ortaya çıkabilir (olayların %20 ila %30’u) buna ilk enfeksiyon denir. Ama, çoÄŸu zaman hiçbir belirti görülmez. Ama bütün olaylarda belirtiler kendiÄŸinden kaybolur ve kiÅŸi virüsün belirtisiz taşıyıcısı olur, yalnız en azından ÅŸiÅŸlikler (bazı gang liyonların büyümesi) olduÄŸu gibi kalır. Belirtisiz evre yıllarca sürer. Virüsü taşıyan kiÅŸi belki onu baÅŸkasına bulaÅŸtırabilir ama kendisinde hiçbir hastalık belirtisi görülmez. Virüs gitgide bağışıklık sistemini bozar; bozulma hastalara göre az veya çok hızlı olabilir; bunda virüsün payı nedir, kiÅŸinin payı nedir (genetik faktörler, baÅŸka virüs enfeksiyonu veya psikolojik faktörler) kestirilemez. Virüsü kaptıktan on yıl sonra, hastaların yarıya yakını AİDS olacak, üçte birden fazlası biyolojik bağışıklık yetersizliÄŸi belirtileri gösterecektir. AİDS patlak vermeden önce enfeksiyonun küçük belirtileri ot-rtaya çıkabilir. Bunlar ARC (AİDS Related Complex) veya AİDS öncesi adı altında toplanır. Bunlar baÅŸka hastalıklarda da görülebilen genel belirtilerdir: ateÅŸ, sürekli ve ÅŸiddetli isal, 10 kg’dan fazla sebepsiz kilo kaybı ağızda pamukçuk, vb. Bu belirtiler bağışıklık sisteminde büyük bir bozulma olduÄŸunun ve retrovirüs enfeksiyonunun AİDS’e doÄŸru bir hayli ilerlediÄŸinin iÅŸaretleridir. Bağışıklık sistemi tümüyle iflas ettiÄŸinde AİDS ortaya çıkar. Doktor, seropozitif bir kiÅŸide fırsatçı bir enfeksiyon, bir kanser (Kaposi sarkomu, lenfoma) veya sinir sisteminde ağır bir bozukluk, yahut ÅŸiddetli bir zayıflama belirtisi (slim disease denen bu durum, Batı’dan çok Afrika’da yaygındır) bulursa AİDS teÅŸhisi koyar. Normal insanda hastalığa yol açmıyan veya tehlikesiz bir hastalık yapan ve mikroplardan ileri gelen ağır enfeksiyonlara, fırsatçı enfeksiyon denir. Fırsatçı mikroplar bulaşıcı deÄŸildir; yani bağışıklık sistemi normal çalışan insanları hasta etmezler. Bu olgu çok önemlidir ve her türlü hasta tecridinin faydasız olduÄŸunu gösterir. Bunun tek istisnası vardır: verem. Verem, seropozitif olsun olmasın, her AİDS’linin tedavisi ilk günlerinde tecrid edilmesini gerektirir. TEDAVİ Bugünkü gerilimi, enfeksiyonun ilerleme gücünün iyi deÄŸerlendirme imkanı vermektedir. Bazı insanlarda HİV bağışıklık sistemini iki veya 3 yıl içinde tam anlmıyla bozarak AİDS denen büyük enfeksiyonlara yol açmakta; sayıca çok olan bazı insalarda ise virüs, on yıl, hatta daha fazla, gizli veya uyur durumda kalmaktadır. Enfeksiyon sırasında deÄŸiÅŸik düzeyda oldukça etkili sonuç veren birçok tedavi yolu vardır: yani ilaçlarla tahrip edilebilen fırsatçı enfeksiyonları tedavi etmek doÄŸrudan doÄŸruya anti-HİV ilaçları geliÅŸtirmek (Bunlar virüsü tahrip etmez, ama organizmada çoÄŸalmasını engeller). AZT (Zidovudin), DDİ, DDC bu ilaçlardan birkaçıdır. Bunların hepsi tersindirici transkriptaz tutuklayıcı ilaçlardır. Bu ilaçlarla önleyici tedavi yapılabilir: bağışıklık yetersizliÄŸinin biyolojik belirtileri ortaya çıkar çıkmaz buna baÄŸlanır; enfeksiyonların patlak verme olasılığını kestirmek için baÅŸlıca ölçüt T4 lenfositlerinin miktarıdır. Amaç, yalnız AİDS’i tedavi etmek deÄŸil aynı zamanda onun ortaya çıkmasını engellemek veya geçiktirmekdir. SeropozitifliÄŸi hedef alarak düzeltmeye çalışan bu yeni stratejiler, retrovirüs enfeksiyonun erken teÅŸhisini teÅŸvik etmekte çok haklıdırlar. Virüsteki antijen deÄŸiÅŸimleri, virüsün organizmada gizli kalma yeteneÄŸi ve hayvan modelinden yoksulluk gibi karmaşık nedenler, bir aşının bulunmasını güçleÅŸtirmektedir; ama çalışmalar hiç deÄŸilse belirleyici geliÅŸmeleri tanımakta yararlı olmaktadır. Önleyici tedbirler: baÅŸarıları, güçlükleri AİDS’e iliÅŸkin rakamlar, salgının çeÅŸitli nüfus grupları arasındaki geliÅŸimini göstermektedir, ama AİDS’in bildirimi, bulaÅŸmadan yıllar sonra yapıldığından gecikmeli olarak göstermektedir. AİDS’in özel durumları olan kiÅŸilerde ortaya çıkıvermesi, hastalığa iliÅŸkin uydurmalardan ilkinin, yani riskli grup masalının doÄŸmasına sebep olmuÅŸtur. Halk arasında hastalığın gidiÅŸini gözetlemek için öne sürülen ve basın tarafından da yaygınlaÅŸtırılan bu kavram, «bu hastalık ancak baÅŸkalarının başına gelebilir» duygusunu pekiÅŸtirmekten baÅŸka iÅŸe yaramamıştır. Bazı ülkelerde önleyici tedbir olarak öne sürülen sav ÅŸu oldu: «AİDS benden geçmez» BulaÅŸma yolları çok çabuk ortaya çıkarıldığı ve art arda gelen hastalık olayları, hiçbir yaÅŸ, ırk, deri, ülke ayrımı olmaksızın herkesin virüse yakalanabileceÄŸini gösterdiÄŸi halde, pek de yerinde olmayan «riskli grup» kavramından daha iÅŸe yarar «riskli yaÅŸam» kavramına geçmek için birçok yıl beklemek gerekecektir. Önleyici tedbir almakta bir baÅŸka engel, medyanın da kuvvetle desteklediÄŸi yanlış veya çeliÅŸkili bilgilerin yayılıp zihinleri karıştırmasıdır. Hastalığın ciddiyetine raÄŸmen, hiçbir bilgilendirme, hatta yönlendirmeler bile davranışları deÄŸiÅŸtirmekte etkili olamadı. Önleyici tedbir, sorumluluk duymaktan, baÅŸkasıyla ve baÅŸkalarıyla tartışmaktan geçer. Önleyici tedbir mesajları yayımlamak yeterli deÄŸildir. Önemli olan insanlara onları benimsetmek, hatta daha iyisi onları kendilerine buldurmaktır. Sistematik ve zorunlu bir tarama uygulayarak salgını sona erdirmek düÅŸünülebilir mi? Antikorların oluÅŸup ortaya çıkma süresi dikkate alınırsa sistematik taramanın bütün virüs taşıyıcılarını saptamaya elveriÅŸli olmadığı anlaşılır, ama tarama yalancı bir güvenlik duygusu yaratabilir, bu da önleyici tedbirlerin gevÅŸetilmesine yol açar. Ayrıca yönetim örgütü çok az risk taşıyan kiÅŸilere de gereksiz yere test uygulamaya kalkışacak ve toplumun oldukça ilgi gören marjinal kesimini bir kenara bırakacaktır. Kaldı ki böyle bir tarama çok pahalıya mal olmaktadır. 60 milyonluk bir ülkede 30 milyon kiÅŸiye uygulanacak bir test, her yıl ve her altı ayda bir yaklaşık bir milyar dolar patlayacaktır. Ne araÅŸtırmaya, ne önleyici tedbirlere, ne de hasta tedavisine o kadar paranın ayrılması mümkün deÄŸildir. Art arda test uygulanması test uygulananı korumaz: yeni virüs almış iki kiÅŸiden biri daha en azından bir test uygulanmış bir kiÅŸidir. Bu demektir ki, önemli olan testin kendisi deÄŸil, onun kiÅŸinin yaÅŸamında yer alma biçimi ve önceki bir giriÅŸimde oynadığı roldür: Bir kiÅŸinin aÅŸk iliÅŸkisine girdiÄŸi sırada yapılan bir test idari bir davet üzerine yapılan testten oldukça farklı bir deÄŸer taşır.| < Önceki | Sonraki > |
|---|
Bilginiz Olsun
| Sigara, kağıda sarılmış tütün içeren ve genellikle 85-100 mm uzunluk ve 4-8 mm geniÅŸliiklerde üretilen keyif verici maddeye verilen isimdir. 1492'den önce: Amerika kitasinin yerlileri tedavi ve dini amaçlarla tütün üretimi yapiyorlardi. |
| Devamını oku... |








